Şimdi lodos zamanı...
Sevgimi deniz kıyısına bırakıp, Lodoslara teslim ettim. Fırtınalara yenik düşmüş bir gemiyi ancak Lodos kendine getirebilirdi çünkü...
Konuşacak birşeyimiz kalmadı biliyorum, paylaşacakta. Bunlara rağmen sesleniyorum yüreğimden, yüreğine, en derinine...
Rafa kaldırdım tüm kırgınlıklarımı, içime gömdüm. Ölüyü mezara gömerler ya, bende seni gömdüm içimdeki mezarlığa!
Anlamını bilmediğim ve anlamadığım tüm cümleleri kısalttım. Gizli öznelere uydurdum tüm cümleleri ve araza uyak düşsede aldırmadım.
Her hikayenin bir başı ve sonu var ya; işte buna bende inandım. Başını yazdığım hikayenin sonunu yazmak ne kadar acı veriyormuş; işte bunu bende anladım.
Verdiğin sözler bulut, yüreğin yağmur olsaydı. Ve sözlerin ile yüreğini buluşturup üzerime yağabilseydin, emin ol gözlerimden akan yaşlarla dans ederdim.
Ama sen, belli belirsiz tüm kavramlara kaptırıp, saygı duyulmaması gereken saygıya saygı duyarak körertmişsin yüreğini.
Sonbaharın kendini gösterdiği ve karla karışık yağmurların yağdığı şu zamanlarda, herkesten daha çok üşüyorum.
Hatırlamaktan korktuğum anılar dışında sıcaklığını hissedebildiğim bir evre yok yaşantımda.
Elimi uzanırken hiç çalmayan telefona, garip bir his var içimde, var olmak ile yok olmak arasında bu kadar kısa ve bu kadar acımasız olan birşey bu...
Kelimeler saldırırken üstüme, cevapsız sorular vuruyor kalleşçe!
Ne zaman "Gözlerini aç desem, sen kapattın". Var olan tüm ümitlerine, ümitsizlik ekleyerek umutsuzluk yarattın!
Oysa ki her sabahın gecesi, her gecenin sabahı vardı. Ve sen; İNANMADIN!
Denize karışan zehirli atıklar gibi; yavaş yavaş kanıma karışmakta yokluğun.
Dönüş yok, kaçışsa geri de kaldı. Şimdi sadece; LODOS ZAMANI.
|