23-07-2008
|
#1 (permalink)
|
Üyelik tarihi: May 2006
Yaş: 21
Cinsiyet: 
Teşekkürler: 933
513 Mesajda 1.053 Kere Teşekkür Aldı
Ruh Halim:
Karizma Puanı: 1637
|
99 Pencereli Ev
99 Pencereli Ev
Doğu Karadeniz kırsal mimarisinin en seçkin örneklerinden ve en büyüklerinden biri olan konak; Efendizade Mehmet Ağa'nın oğlu Hüseyin Ağa tarafından 1895 yılında eski adıyla Kucera, bugünkü adıyla Gültepe köyünde, dedesi Haşim Ağanın anısına yaptırılmıştır. Yapım yılı 1895 olan bu konağı Hüseyin Ağa tarafından, dedesi Haşim Ağa anısına yaptırıldığını ve '99 Pencereli Haşim Ağa Konağı' adını verdiğini öğrendik. Bu konak yapılırken kadınlar ve erkekler taşları sırtlarında taşımışlar. O zamanlar Hüseyin Ağa İstanbul Bankalar Caddesinde iplik ticaretiyle uğraşırmış ve Karadeniz'de iplik imalathanelerine sahipmiş. O dönemin önemli ihracatçılarından olan Hüseyin Ağa kendisine ait olan iplik imalathanelerinde Kızılağaç Püskülü, Kızılağaç Kabuğu, Kestane ve mısır püsküllerinden elde edilen kökboyalarıyla boyanan iplikleri İstanbul'a gönderiyor ve oradan Rusya'ya ihraç ediyormuş. Memleket dışında gördüğü bütün yenilikleri; özellikle imalat alanında uygulamaya çalışmıştır. Küçükdere üzerinde kurulu bulunan iki taşlı bir un değirmeni, hemen yanında bulgur yapımı için bir dink değirmeni ve iplik kendirlerini ezebilmek için suyla çalışan tokmak denilen bir makine yaptırmıştır. Bugün bu değirmen ve hemen yanındaki tesisler kullanılamaz vaziyettedir.
Hüseyin Ağa'nın dedesi anısına yaptırdığı konak Gültepe Köyü'nün tarihi dokusuna zirve olmuştur. Bu konak günümüzde Karadeniz Bölgesi'nin en büyük konaklarındandır. İçerisinde 450 metre kare kapalı alanda 10 oda, 5 hol, 2 mutfak, 2 fırın, 1 kahve ocağı, 6 şömine, 3 tuvalet ve 3 banyo bulunmaktadır.
Yöre mimarisine uygun şekilde inşa edilen konağın 1. kat seviyesine kadar kesme taş, üst kısımlar ise göz dolma şeklinde düzenlenmiştir. Ayrıca oda duvarları dendanlı dikdörtgen çerçeve içerisinde uzunlamasına rozet şeklinde düzenlenmiş ve dairesel motiflerle süslenmiştir. Konağın batı ve doğudan olmak üzere iki giriş kapısı bulunmaktadır. Kapılar ahşap ve çift kanatlıdır. Her iki giriş kapısının yanında yer alan merdivenlerle 2, kata ulaşılır. Yaşama alanı olarak burası düzenlenmiştir. Üst katta iki odanın arasında sadece kahve pişirmek için bir yer vardır. Ayrıca çok sayıda ocak bulunuyor. Bu ocakların bacalarının (gulle) çoğu Erzincan Depreminde yıkılmıştır. Fakat bu duruma rağmen yine kahve pişirilmeye devam edilmiştir.
Konağın içerisinde en değer verilen oda misafir odasıdır. Burası tüm detaylarıyla itinayla süslenmiştir. Bu da bize yöre halkının ne kadar misafirperver olduğunu gösterir.
Konağın dış yapısı bittikten sonra 20 gün boyunca perdeler ve yorganlar dikilmiş. Konağın hazırlığı bittiği zaman orada yaşayanlar muhacir çıkmışlar. Köyden Samsun'a kadar yürüme gitmişler.
Konağın günlük yaşantısına bakarsak, konak tam bir misafirhane gibiymiş. Araklı'dan gelip yaylalara gidenler - tanıdık ya da yabancı - orada dinlenirlermiş. Bu nedenle misafir odasına özen gösterilmiş. İnsanlar konağı yollarının üstünde olduğu ve ziyaret edilmeye layık bir yer olarak gördükleri için giderlermiş. Gelen insanlar atlarını pencere kenarlarına bağlarmış ve orada yaşayan gelinlik kızlar ata binmeyi bilmediği için kapıdaki atlar üzerinde deneme yaparmış.
Konakta komşuluk ilişkileri de çok iyiymiş. Kadınlar toplanıp, içerideki fırında ekmek, dışarıdaki fırında ise mısır pişirirlermiş. Yapılan ekmekler karışmasın diye üzerine işaret bırakırlarmış (nişan ederlermiş).
Halk arasında bu konağın 99 penceresinin Allah'ın 99 ismini temsil ettiği sanılmaktadır. Rusların Doğu Karadeniz'i işgali esnasından sonra konağı hastane olarak kullandıkları bilinmektedir.
Bununla birlikte konak son derece bakımlı durumdadır. 2003 - 2004 yılları arasında Hüseyin Ağa'nın torunu Zeki Efendioğlu tarafından restore edilmiş, aynı zamanda Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından koruma altına alınmıştır.
Dip Notlar:
(1) Kucera köyünde eski evlerin altında iplik tezgahları vardır.Bu gün bile bunların izine rastlamak mümkündür.Bunun yanında köyde yakın tarihe kadar hayvan boynuzundan tarak imalatı da yaygın olarak yapılmaktaydı.
(2)Mübadele öncesi genelde gayri müslim nufusun ağırlakta olduğu, şimdi ilçenin bir mahallesi olarak tesis edilen Karakanzi/Karakanci(Üstündal) gibi köylerdeki Rum evi olduğu söylenen evlerin mimarisinde de iki girişin bulunması, mevcut gereksinimlerin ve şartların dışında, meskenin tüm çevresinden yaralanılmak istenmesinin yanısıra yerel Türk-İslam mimarisinden etkilendikleri düşünülebilir.Rum evleri olarak nitelenen evlerin diğerlerinden ayırt edici bir diğer özelliği de konutları nemden ve çürümeden korumak için olsa gerek zift, katran benzeri siyah bir madde ile ahşap kısımların dışa bakan yüzlerini boyamalarıdır.
(3) Ulaşımım çok zor olduğu yüksek köylüler, yaşlılar, hastar, kadın ve çocukların bir kısmı hariç halkın büyük kısmı düşman işgali altında yaşamaktansa evini ocağını yurdunu terkedip muhacir çıkmıştır. Bölgedeki Rumların ise -bir kaç istisna dışında- hiç biri muhacir çıkmamıştır.

__________________
|
| |
|